A9 TV Canlı Yayın

11 Eylül 2011 Pazar

Mümin İçinden Gelen Her Hisse Teslim Olmaz


  • Müminler niçin içlerinden gelen her hisse teslim olmazlar?
  • İnsan nefsinden gelen olumsuz telkinleri ve vicdanının sesini nasıl ayırt edebilir?
  • Müminler bu olumsuz telkinlere ve içlerinden gelen her hisse teslim olmamak için ne yaparlar?

    Kimi insanlar içlerinden ne gelirse, hiç düşünmeden onu hemen uygulamaya geçirirler. Akıllarından ne geçerse hemen onu düşünmeden söylerler. Davranışlarının ya da konuşmalarının doğuracağı sonuçları hesaplamaya gerek duymazlar. Öfkelenirlerse, yatıştırmaya hiç gerek duymadan kızgınlıklarını dile getirirler. İçlerinde küskünlük hissediyorlarsa, bunu hemen açığa vururlar. Rahatsız oldukları bir durum oluştuğunda, buna bozulduklarını hemen karşı tarafa hissettirirler. Ağlama hissi gelirse ağlarlar. Hüzünlenme, ümitsizliğe kapılma ya da alınganlık telkinleri gelirse, hemen bu ruh hallerine geçerler. Ancak müminlerin bu gibi durumlardaki tavırları tamamen farklıdır.

    Müminler Nefislerinin İstekleri Doğrultusunda İçlerinden Gelen Her Hisse Teslim Olmazlar

    İman eden bir insan kendi hislerine teslim olarak hareket eden bazı insanlardan oldukça farklı bir tavır sergiler. Bu nedenle her içinden geleni yapmaz. Çünkü ‘içinden gelen’ demek, genellikle ‘nefsin istekleri’ demektir. Mümin bunları önce Kuran ile değerlendirir ve eğer ancak Kuran ahlakına uygun bir tavırsa uygular. Zira mümin, kendini nefsinin kontrolüne bırakmış bir insan değildir. Nefsi onu değil, o nefsini yönetir. Dolayısıyla iman eden bir insan;
  • İçinde öfke hissi duyduğunda öfkelenmez.
  • Kıskançlık hissi gelince kıskanmaz.
  • Darılma arzusu gelince küskünlüğe kapılmaz.
  • Enaniyet hissi gelince, büyüklenen bir tavır göstermez.
  • Gurur yapma isteği gelirse, gururuna yenik düşmez.

    Eğer içinde bunlara benzer, nefse ait kötü duygular hissediyorsa, müminin yapacağı şey mutlaka ‘Allah'a sığınmak’tır. Allah'a sığınır, içinden gelen yanlış hisleri yener ve bunun yerine Kuran ahlakına göre uygulanması gereken davranışları uygular.

    Bu, mümin ahlakındaki çok önemli bir üstünlüktür. Müslümanın nefsini bu şekilde kontrol edebilmesi ise, şüphesiz ki Allah'a karşı duyduğu içli sevgi ve derin korku vesilesiyle mümkün olur. Çünkü nefis, -akıl ve vicdan kullanılmadığı takdirde- insan üzerinde gerçekten etki sahibidir. Sonsuz kudret sahibi olan Allah nefsi, -dünya hayatındaki imtihanın bir gereği olarak- bu şekilde yaratmıştır. Allah korkusu olmayan, ahirete inanmayan birçok insanın, nefisleriyle mücadele edebilecek, ondan gelecek telkinlere karşı koyabilecek ve onu yenebilecek güçleri olmaz. Böyle insanlar nefislerinin tam kontrolüne girmişlerdir ve hayatlarının akışını, nefislerinin belirlemesine izin vermişlerdir.

    Müminler ise Hz. Yusuf (a.s.)’ın, Kuran’da bildirilen "(Yine de) Ben nefsimi temize çıkaramam. Çünkü gerçekten nefis, -Rabbim'in kendisini esirgediği dışında- var gücüyle kötülüğü emredendir. Şüphesiz, benim Rabbim, bağışlayandır, esirgeyendir." (Yusuf Suresi, 53) sözleriyle dile getirdiği gerçeğin tam olarak şuurundadırlar. Bir şeyin içlerinden geliyor olmasının, o hisse teslim olmak için bir mazeret olmadığını bilirler. Allah'ın kendilerini, akıl kullanmaktan, vicdana uymaktan, Kuran ahlakını yaşamaktan sorumlu tutacağını bilirler. Bu nedenle de ne kadar zorlanırlarsa zorlansınlar, içlerinden gelen nefsi isteklere boyun eğmezler.

    Bazı İnsanların İçinden Gelen Yanlış Hislere Karşı Mücadele Etmeye Gücünün Yetmediğini İddia Etmesi Yanlıştır

    Bir kısım insanlar da, içlerinden gelen yanlış hislerin yalnızca bazısına karşı koyabilecek güçleri olduğuna; ancak bazıları karşısında da aciz olduklarına inanırlar. Örneğinböyle bir kişi, nefsi nezaketsizlik telkini verse, bunu yenebileceğine inanır. Umursuzluk, tembellik, bencillik gibi hislere de karşı koyabilecek gücü olduğundan emindir. Ama öfkesini yenemediğine inanır. Ya da hüzünlendiğinde, içinden ağlama hissi geldiğinde, bunu durdurabilmek için bir şey yapamadığı kanaatindedir. Bunun manevi değil, fiziksel bir şey olduğunu; bu isteklerin vücudunun bir tepkisi olduğunu, dolayısıyla karşı koyamadığını düşünür. Bu tarzda, nefsinde, müdahale edemediği daha onlarca açık nokta olduğu kanaatindedir. “Ne yapayım, ben böyleyim, sinirlerime hakim olamıyorum”, “ Her insanın bir kusuru olur, benimki de işte bu, beni böyle kabul edin” gibi sözlerle bu düşüncelerini çevresine de kabul ettirmeye çalışır.

    Fakat elbette ki bu gibi insanların tüm bu inançları baştan sona yanlıştır. Allah Kuran'da insanın nefsine kötülüğü de öğrettiğini, ancak insana bu kötülükleri yenebilecek gücü de verdiğini bildirmiştir:

    “Nefse ve ona 'bir düzen içinde biçim verene' Sonra ona fücurunu (sınır tanımaz günah ve kötülüğünü) ve ondan sakınmayı ilham edene (andolsun). Onu arındırıp-temizleyen gerçekten felah bulmuştur. Ve onu (isyanla, günahla, bozulmalarla) örtüp-saran da elbette yıkıma uğramıştır.” (Şems Suresi, 7-10)

    Dolayısıyla Kuran'da verilen bu bilginin tersini iddia eden bir kimse yalnızca kendini kandırmaktadır. Gerçekten istediği takdirde, her insanın –Allah'ın dilemesiyle- nefsindeki her türlü kötülüğü, yanlışlığı, eksikliği yenebilecek bir gücü vardır. Nefsinden en şiddetle gelen ve kendisini en zorlayan telkinlerde bile, her insan için –Allah'tan korkup sakındığı takdirde- bir çıkış yolu vardır. Azmedip nefsi yenmek için çaba harcamak yerine, hemen nefse teslim olmak, ‘güç yetiremediğini’ düşünerek o eksiklikle yaşamayı kabullenmek çok büyük acizlik olur. Allah dünya hayatında insana, her şeyin doğru yolunu göstermiştir. Çözümü Kuran'da arayan her insan, Allah’ın izniyle bu doğru yolları kolaylıkla bulur ve hiç zorlanmadan uygulamaya geçirir.
  • Nefsini terbiye etmemiş kişilerin yaptığı hizmet çoğu kez ALLAH için değil, nefisleri içindir. (İmam Gazali (r.h)
  • Genç kardeşim! İmanın zayıflamaya yüz tuttuğu an, nefsinle ve onun bataklık ve pürüzleriyle ciddi bir şekilde meşgul ol! Ve bu yolda yürürken seni artık çoluk-çocuğun, komşun, akraban, şehirlin ve iklimin meşgul etmesin... Çünkü iç alemin sarsıntı geçiriyor; nefis ile şehvet, iman ve irfana galip gelmiş durumdadır. Önce bunu düzeltmen lazımdır...” (Abdülkadir Geylani, Gönül İncileri İkazlar, Çeviren: Celal Yıldırım, Bahar Yayınları, s. 9, Birinci Vaaz)
  • Kamil insan, nefsini çiğneyip hazmeden kişidir ki, Rabbi onu kullarının diliyle över, yüceltir. (Ebu’l Hasan Ali b. Vefa (r.h.)
  • İman eden, Rab Teala’nın kendisini gözlediğinin farkında olan kimsedir. Böyle bir kul nefsini hesaba çeker ve ahiret için azığını hazırlar. Hicret, kıyamete kadar sürecek bir farzdır. Hicret, cehaletten ilme, Allah’ı unutmaktan O’nu anmaya, günahtan itaate ve ısrardan tevbeye giden yoldur. (Sehl b. Abdullah et-Tüsteri (k.s.))

    İnsan Hayatını Nefsinden Gelen Telkinlere Göre Yönlendirmemelidir

    Tüm bu bilgiler ışığında şu gerçeğin çok iyi kavranması gerekir: Her insan, hayatı boyunca nefsinden gelen binlerce telkinle karşılaşacaktır. İnsanın her gün, her saat, hayatını nefsinin onlarca isteğine göre yaşaması, onu çok tehlikeli bir çizgiye sürükler. Kişinin, içinden gelen her telkinde hemen nefsinin isteklerine kendini bırakması, insanı dünyada ve ahirette hüsrana sürükleyecek çok büyük bir hatadır.

    Allah nefsi, insanın, içindeki kötülüklerle mücadele etmesi için yaratmıştır. Bu nedenle insanın asla, “Bu benim huyum”, “Ben böyleyim”, “Çok mücadele ettim, başaramadım”, “Benim gücüm dahilinde değil bunlar”, “Elimden geleni yapıyorum ama nefsimdeki şu özelliği yenemiyorum” gibi çaresiz (Allah'ı tenzih ederiz) ve Kuran'da bildirilen gerçeklerle tamamen çelişen, din ahlakına uygun olmayan üslupları hem aklından geçirmemesi hem de kullanmaması gerekir. Eğer nefsinde halen yenemediği bir kötülük varsa, mümin bunun çözümünün, ‘Allah'tan daha çok korkup sakınmasında’ ve ‘Kuran'a daha sıkı sarılmasında’ olduğunu bilmelidir. Samimiyetle bu ahlakı yaşadığında, Allah ona kötülüğü yenecek gücü lütfedecektir. Kuran'da müminin bu konuda bilmesi gereken gerçekler şöyle bildirilmiştir:

    “Allah, hiç kimseye güç yetireceğinden başkasını yüklemez...” (Bakara Suresi, 286)

    “... Hiçbir nefse, gücünün kaldırabileceği dışında bir şey yüklemeyiz...”(Enam Suresi, 152)

    “... Kim Allah'tan korkup-sakınırsa (Allah) ona işinde bir kolaylık gösterir.” (Talak Suresi, 4)

    “Demek ki, gerçekten zorlukla beraber kolaylık vardır. Gerçekten güçlükle beraber kolaylık vardır. Şu halde boş kaldığın zaman, durmaksızın (dua ve ibadetle) yorulmaya-devam et. Ve yalnızca Rabbine rağbet et.” (İnşirah Suresi, 5-8)

    Her insanın din ahlakını tanımadan önce alıştığı bir yaşam şekli ve kişiliği olabilir. Ancak din ahlakı yaşanmaya başlandığında Kuran ahlakına uygun olan iyi huylar Allah'ın rızası için yaşanmaya devam ettirilmeli, Kuran ahlakına uymayan yönler ise samimiyetle tespit edilip terk edilmelidir. Nefis Allah'ın dilemesi dışında insanı daima kötülüğe sevk eder. Bu nedenle insan ona uymayarak, ondan sakınarak mutluluğa ve huzura kavuşabilir. İnsanın nefsini sahiplenip, adeta bir köle gibi onun isteklerine boyun eğmek yerine, nefsini kendi buyruğu altına alması ve onu istediği gibi yönlendirmesi gerekir.

    Kuran ahlakını yaşamaya kararlı olan bir insan, Allah’ın emirlerini uygulama konusunda son derece titiz olur. Allah’ın Kuran’da bildirdiği ibadetleri yerine getirmesiyle birlikte, vicdanına uyma konusundaki gücü ve duyarlılığı artar ve samimi olarak güzel ahlakı yaşar. Bu ahlak, elbette müminin nefsini eğitmesiyle birlikte gelişir ve derinleşir. Nefis eğitimi iman edenlerin hayatları boyunca sürdürdükleri çok değerli bir ibadettir. Yüce Rabbimiz’in Kuran’da “İnsanlardan öylesi vardır ki, Allah'ın rızasını ara(yıp kazan)mak amacıyla nefsini satın alır..." (Bakara Suresi, 207) ayetiyle bildirdiği müminlerden olmak için her Müslümanın gayret göstermesi gerekir.
  • Hiç yorum yok:

    Yorum Gönder

    Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.